DOLAR 8,2364
EURO 10,0327
ALTIN 484,933
BIST 1441,33
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kars 19°C
Gök Gürültülü

Lüks tüketim ve israf meselesi

16.11.2020
A+
A-

Yerde bulduğumuz ekmek parçasını üç kere öpüp ayak altından kaldırmak, sofradaki ekmek kırıntılarını çöpe gitmesin diye yemek, ekmeğe duyduğumuz saygının bir ifadesiydi.

Manevi değerlerimizden uzaklaştıkça ekmeğe karşı da “nan- kör” olduk. “Nan” eski dilde “ekmek” demek. Yani ekmeğe verdiğimiz değeri, artık görmez olduk.

Ekmeğin bir kırıntısının dahi çöpe gitmesine razı olmazken, günümüzde çöp kutuları ekmek ve yenilmemiş yiyeceklere dolup taşıyor.

Her zamanki gibi Afrika‘nın ortalarına gitmemize de gerek yok. Etrafımızda bizim israf edip, çöpe attıklarımızla geçimini sağlayacak birçok ailenin olduğunu unutmamamız gerekir.

Bir toplumun zenginleşebilmesi için herkesin ürettiğinden az tüketmesi gerekir. En kötü ihtimalle herkes, tükettiği kadar üretmek zorundadır. Biz ise genellikle üretmeden, devletin sırtından lüks yaşamayı alışkanlık haline getiren bir toplum olduk. Çünkü Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından günümüze, devlet zenginini kendi yarattığı için kendi memuruna da kötü örnek olmuştur.

Memurda devletten çaldıkları ve aldığı rüşvetle, piyasadaki çoğu esnaftan çok daha zengin hale gelmiştir. (Sadece maaşıyla geçinmeye çalışan, itilen, ezilen, dayısız, namuslu memurlara, sözümüz yok.)

Hemen herkes elindekine bakmadan borç- harç lüks yaşamanın peşinde. Bir evde en az 2-3 televizyon, ailenin hemen her bireyinde cep telefonları var. Babası TV ekranlarından göz yaşı döküp, çocuğunun üniversite harcını yatıramadığını anlatıyor. Çocuk günde en az iki kafeye uğrayıp saatlerce oturuyor.

Bir kafeye kapıdan kafa uzatıp, “Selamün Aleykum” demek en az 50 TL.

Biz öğrenciyken bir ayda harcadığımız parayı şimdiki talebeler kafelerde 3-5 günde harcıyor.

Ne yapıp yapıp her sene tatile gitmek gelenekleşmiş durumda. Git gitmesine de önce ekonomini ölç, biç. Devletten aldığın krediyle tatile gitmek akıl işi değil. Ayrıca deniz kenarı tercih ediliyor. Deniz kenarında yediği-içtiği bire beş fiyatında…

Ayrıca cıbıldak takımından hastalık kapıp çevresindekilerin anasını ağlatıyor. Kış geliyor, okullar açıldı, tatil borcu derken devlete demediğini bırakmıyor. Sanki tatile devletle birlikte gitmiş, devletten alacağı varmış gibi… Devletin bu işte kabahati yok mu?

“Kabahati yok” dersek yalan söylemiş oluruz. Turizmci, bankacı kazansın diye bayram tatillerini uzun tutmak, tatil kredileri çıkarmak, hele hele günümüzde yaygın bir hastalık varken bu tür kararlar almak yanlıştır.

O gün devletten kredi alan vatandaş, bugün açım diye bağırıyor. Kredi borcunu devletin üzerine atmaya çalışıyor, cıbıldaklardan aldıkları hastalıkla milyonların hayatını tehdit ediyorlar.

Lükse kaçabilecek her türlü kredinin önü alınmalı, lükse harcanacak bu paralar üreticiye yönlendirilmelidir.

Özellikle devlet harcamalarında tasarrufa önem vermelidir. Tasarruflarla birlikte kurumlar üzerindeki mali denetimler sıklaştırılmalıdır.

İlgili Haber:  Mahmut Esat Güven yazılarıyla Haber Değer'de!
ETİKETLER:
YORUMLAR